Muharrem ayında aynı sofralarda buluşuyor, aynı duaları ediyoruz. Peki bu sofraların ruhu neden gündelik hayatımıza taşınmıyor?

Aşure, farklı tatların aynı kazanda buluşarak oluşturduğu eşsiz bir lezzettir. Her malzeme farklıdır; rengi, tadı, dokusu… Ama aynı ateşte olgunlaşırken birbirini yok etmez; tam tersine birbirini zenginleştirir. Ortaya tek başına hiçbir malzemenin oluşturamayacağı kadar güzel bir bütün çıkar.

Oysa günlük hayatımızda “kazan kaynıyor” dediğimizde aklımıza bereket değil, gerginlik gelir. Hele konu siyaset olduğunda, kaynayan kazan çoğu zaman kutuplaşmayı ve ayrışmayı çağrıştırır. Oysa aşure kazanı bize bambaşka bir şey anlatır:

Farklılıkların zenginlik olduğunu,

Birbirine benzemeden de ortak amaçta buluşulabileceğini,

Gerçek beraberliğin farklılıklarla birlikte yaşamak olduğunu…

Bugün başkanı olmaktan onur duyduğum Altı Nokta Körler Derneği Denizli Şubesi’nde biz de bunun en güzel örneklerinden birini yaşıyoruz. Hayat hikâyelerimiz, mesleklerimiz, düşüncelerimiz farklı. Ama bizi bir arada tutan ortak bir değerimiz var: dayanışma.

Bizim mücadelemiz yalnızca görme engelli bireylerin haklarını savunmak değil; onların kentin her alanında var olabilmesi için çalışmaktır. İstiyoruz ki görme engelli bireyler sadece dernek binasında değil; bu kentin caddelerinde, parklarında, toplu taşıma araçlarında, kültür ve sanat etkinliklerinde, spor alanlarında ve sosyal yaşamın her köşesinde yer alsın.

Biz bu kentin yollarında adım atacağız.

Havuzlarında kulaç atacağız.

Doğal güzelliklerini birlikte keşfedeceğiz.

Zirvelerine birlikte tırmanacağız.

Çünkü bu şehirde yaşam, hepimizin ortak hakkıdır.

Çünkü gerçek kaynaşma, aynı salonda oturmakla değil; aynı hayatı paylaşmakla mümkündür.

Belki de Muharrem ayının ve aşure kazanının bize vermek istediği en büyük mesaj budur: Farklılıklarımız bizi birbirimizden uzaklaştırmamalı; tıpkı aşurede olduğu gibi bizi zenginleştirmelidir.

Temennim odur ki birlik ve beraberlik üzerine kurduğumuz cümleler sadece Muharrem ayında kurulan sofralarda kalmasın. Evlerimize, sokaklarımıza, kurumlarımıza ve toplumsal hayatımıza da taşınsın. Çünkü bu ülkenin ihtiyacı olan şey, birbirine benzeyen insanlar değil; farklılıklarına rağmen aynı hedefe yürüyebilen insanlardır.

O zaman aşure kazanı, yılda bir kez kaynayan bir gelenek olmanın ötesine geçer; her gün birlikte yaşamanın, birbirini anlamanın ve dayanışmanın simgesine dönüşür.