Engelli Yoksulluğu Görülüyor mu? TÜİK Aralık ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Aylık enflasyon yüzde ( 0.89), yıllık enflasyon yüzde ( 30.89). Rakamlar uzun uzun tartışıldı, ekranlarda grafikler döndü, yorumcular konuştu. Ancak bu ülkede bazı insanlar için enflasyon rakamlarının açıklanması artık bir formaliteden ibaret.

Engelli Yoksulluğu Görülüyor mu?

TÜİK Aralık ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Aylık enflasyon yüzde ( 0.89), yıllık enflasyon yüzde ( 30.89). Rakamlar uzun uzun tartışıldı, ekranlarda grafikler döndü, yorumcular konuştu. Ancak bu ülkede bazı insanlar için enflasyon rakamlarının açıklanması artık bir formaliteden ibaret.

Çünkü sonuç zaten belliydi.

Asgari ücret 28.075 TL olarak belirlendi. Memurlar, emekliler zam oranlarını hesaplıyor. Kimileri memnun, kimileri tepkili. Peki ya engelli yurttaşlar? Yine kimsenin gündeminde yoklar. Yine sessiz bir şekilde tablonun kenarında bırakıldılar.

Devletin “Yaşanır” Dediği Rakamlar

Enflasyon sonrası engelli aylıkları şöyle şekillendi:
%40–69 arası engel oranına sahip yurttaşlar için: (5.102 TL
%70 ve üzeri engel oranına sahip yurttaşlar için: (7654) TL

Bu rakamları yan yana koyup sormak gerekiyor. Bu parayla yaşanır mı?

Açlık sınırının 30.000 TL’yi aştığı bir ülkede bu tutarlar bir sosyal güvenceyi değil, yoksulluğu asgari düzeyde yönetme anlayışını yansıtıyor. Enflasyon ne kadar açıklanırsa açıklansın, engelli yurttaşların hayatında hissedilen gerçek değişmiyor.

Engellilik Masraf Değil, Hayatın Gerçeği

Engelli bireylerin yaşamı çoğu zaman görünmeyen ama ağır maliyetlerle doludur. Beyaz baston, tekerlekli sandalye, işitme cihazı, ekran okuyucu yazılım, bakım ve onarım giderleri olmadan hayat durur.
Ancak bu gerçekler hesaplara yansımaz. “Enflasyon farkı verildi” denir. O fark daha cebe girmeden gıda, kira ve ulaşım kalemlerinde erir.
Engelli yurttaşların hayatı tablolarla değil, zorunlu ihtiyaçlarla şekillenir. Ama bu ihtiyaçlar karar süreçlerinde yeterince yer bulmaz.

Hane Geliri: Kağıt Üzerinde Var, Hayatta Yok

Engelli aylığı hesaplanırken bireyin kendisi değil, hanesi esas alınıyor. Aynı evde yaşayan Anne babanın maaşı, kardeşin geliri, hatta köyde yıllardır ekilmeyen bir tarla ya da kullanılmayan bir traktör bile gelir hanesine yazılıyor.
Sormak gerekiyor. Ekilmeyen bir tarla engelli bir bireyin gıda ihtiyacını mı karşılıyor? Köyde duran bir traktör tekerlekli sandalyenin bakımını mı yapıyor? Bu varlıklar faturaları mı ödüyor, ilacı mı alıyor?
Fiilen hiçbir katkısı olmayan bu kalemler kağıt üzerinde gelir sayıldığı için sonuç değişmiyor. Engelli bireyin aylığı kesiliyor. Sosyal devlet gerçeğe değil dosyaya bakıyor.
Oysa engellilik bireyseldir. İhtiyaç bireyseldir. Yaşam mücadelesi bireyseldir.

Çalışmak Neden Risk Olsun

Bir engelli yurttaş çalışmaya başladığında hane içi gelir sınırı aşılırsa aylığı kesiliyor. Bu durum engellileri üretime katılmakla geçim güvencesi arasında bir tercihe zorluyor.
Ya çalışmaktan vazgeçiliyor ya da eldeki tek düzenli gelir kaybediliyor. Bu yaklaşım destekleyici bir sosyal politika değil, engellileri sistemin dışında tutan bir sonuç doğuruyor.

Herkesin Bir Mekanizması Var

İşçilerin sendikaları var. Memurların sendikaları var. Emekliler taleplerini dile getirebiliyor.
Engelli aylığıyla yaşam mücadelesi veren yurttaşların ise taleplerini düzenli ve güçlü biçimde gündeme taşıyabildikleri bir mekanizma yok. Bu nedenle engellilik meselesi çoğu zaman sosyal politikanın kenarında kalıyor.

Enflasyon Açıklandı, Beklenti Değişmedi

Enflasyon açıklandı. Rakamlar kayda geçti. Ancak engelli yurttaşların hayatında somut bir iyileşme hissedilmiyor.
Çünkü mesele yalnızca rakamlar değil. Mesele engellilerin bu ülkede hangi gözle görüldüğü.
Engelli yurttaşlar lütuf değil hak talep ediyor. Yardım değil eşitlik istiyor. Görmezden gelinmek değil dikkate alınmak istiyor.
Bu ülke engelli yurttaşların yalnızca geçinmeye çalıştığı değil, taleplerinin dinlendiği, ihtiyaçlarının hesaba katıldığı ve karar süreçlerinde eşit yurttaşlar olarak kabul edildiği bir düzeni kurabilir.
Asıl soru şudur. Engelli yurttaşlar ne zaman sosyal politikanın kenarında değil merkezinde yer alacak?

Kamil Ay