Engelliler alkışlanıyor, ancak siyasette, sendikalarda ve karar alma süreçlerinde yeterince yer bulamıyorlar.

Engellilerden söz edilirken mesele çoğu zaman erişilebilirlik düzenlemelerine, sosyal yardımlara ya da iyi niyet temennilerine indirgeniyor. Oysa asıl ve daha derin bir sorun görmezden geliniyor: Temsil sorunu. Engelliler bu toplumun eşit bireyleri olmasına rağmen, siyasette, sendikalarda, derneklerde ve karar alma mekanizmalarında hâlâ yeterince yer bulamıyor.
Özellikle engelliler günü ve engellilerle ilgili özel günlerde siyasetçilerin dili dikkat çekicidir. “Sizin altıncı hissiniz çok güçlü”, “siz gönül gözünüzle görüyorsunuz”, “siz her şeyi daha derinden hissediyorsunuz” denir. İlk bakışta övgü gibi duran bu sözler, biraz durup düşünüldüğünde ciddi bir çelişki barındırır.
Madem bu kadar güçlü hislere, derin bir sezgiye ve farkındalığa sahibiz; o hâlde neden bu birikim siyasette aktif olarak kullanılmıyor? Neden bu güçlü hislerden, bu toplumsal duyarlılıktan karar alma süreçlerinde faydalanılmıyor? Eğer gerçekten söylendiği kadar üstün yeteneklere sahipsek, neden parti yönetimlerinde, meclis sıralarında, sendika yönetimlerinde yokuz?
Bu övgü dilinin altında çoğu zaman başka bir anlayış yatar: Sizin üstün yetenekleriniz var ama siz düşünmeyin, sizin yerinize biz düşünürüz. Altıncı hislerimiz yüceltilirken, aklımız ve irademiz devre dışı bırakılır. Hafızamızın çok kuvvetli olduğundan söz edilir; yaşadıklarımızı unutmamamız bir meziyet gibi anlatılır. Ama sıra politika üretmeye, karar almaya, yönetime katılmaya geldiğinde bu hafızanın ve deneyimin hiçbir karşılığı olmaz.
Bu yaklaşım, engellileri siyasetin öznesi değil, nesnesi hâline getirir. Alkışlanan ama yetki verilmeyen, sorunları konuşulan ama çözümleri üreten masada yer almayan bir konum ortaya çıkar. Oysa engelliler alkışlanmak değil, söz sahibi olmak istiyor.
Siyasi partiler demokrasinin temel taşıdır. Ancak bu yapıların içine bakıldığında engellilerin varlığı çoğu zaman sembolik düzeyde kalır. Engelliler ya komisyonlara sıkıştırılır ya da yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanır. Oysa temsil, bir vitrin meselesi değil; karar süreçlerine katılma meselesidir.
Bugün siyasi partilerde ve birçok sendikal yapıda kadın kotası vardır. Bu kota bir ayrıcalık değil, erkek egemen bir düzende kadınların yeterince yer bulamamasından doğan bir ihtiyaçtır. Aynı durum engelliler için de geçerlidir. Engelliler siyasette, sendikalarda, vakıflarda ve derneklerde yeterince temsil edilmemektedir.
Bu nedenle siyasi partiler kanununda yapılacak düzenlemelerle engellilerin temsili yetinin güçlendirilmesi, aynı zamanda sendikaların, vakıfların ve derneklerin kendi tüzüklerinde engelli kotasına yer vermesi, daha kapsayıcı bir toplumsal yapının önünü açacaktır. Bu adımlar yalnızca engelliler için değil, demokrasinin kendisi için de bir kazanım olacaktır.
Engelliler toplumun dışında bir grup değil; bu toplumun içinde, hayatın tam ortasında yaşayan bireylerdir. Ekonomiden çevreye, eğitimden çalışma hayatına kadar her alanda sözümüz, fikrimiz ve katkımız vardır. Bu sözlerin duyulabildiği, fikirlerin karşılık bulabildiği mekanizmalar güçlendikçe, toplum da güçlenecektir.
Belki de artık soruyu tersinden sormanın zamanı gelmiştir: Engelliler neden yönetimde yer almalı değil; neden hâlâ yeterince yer almıyor?