Gerçeklerin yerine sansürün, cesaretin yerine korkunun hüküm sürmesini istedikleri, siyasi yargı kararlarıyla susturulan gazetecilerin olduğu ülkede, Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde, basın özgürlüğünün olmadığını gösteren acı bir tablo var.

Bu ülkede, basın özgürlüğüne yapılan saldırılar sadece birkaç olayla sınırlı değil, bunlar sıradanlaşmış durumda.

TBMM'DE TARİHE NOT DÜŞÜLEN AN TBMM'DE TARİHE NOT DÜŞÜLEN AN

Gazetecilerin hapsedilmesi, sansürlenmesi, susturulması, hatta fiziksel saldırıya uğraması gibi pek çok hak ihlali yaşanıyor bugün ülkede.

Haberlerin kısıtlandığı, gerçeklerin gizlendiği bu ortamda, bir kez daha Barış Terkoğlu özelinde düşünce özgürlüğünün nasıl yok edildiğine tanık oluyor, gerçek demokrasinin ne kadar uzak olduğunu görüyoruz.

Basın özgürlüğü, sadece gazetecilerin değil, tüm toplumun özgürlüğünü ve demokratik haklarını temsil ediyor.

Barış’a verilen hapis cezası, demokrasiyi savunmanın, basın özgürlüğünü korumanın ne kadar hayati öneme sahip olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Basın özgürlüğü, demokrasinin kalbidir ve bu kalbin sağlıklı atabilmesi için her birimizin sorumluluğu var.

Biliyoruz ki sansürün gölgesinde gerçekler kaybolur. Gazetecilerin kalemleri kırılır, sesleri kısılır ve hakikat bir yalanın ardında saklanırsa zorbalıkla malül bir dünya var olur.

Gerçeklerin ve düşüncelerin susturulduğu yerde, özgürlükler de susar!

Ama unutulmasın; özgürlük direnişle meydan okur.