Çanakkale’ye sadece bir coğrafi birleşim noktası olarak değil, Kurtuluş Mücadelesinin ateşinde, yenilmez bir ulusun ruhunun döküldüğü metafizik bir pota olarak bakmak gerekiyor.

Çanakkale; emperyalist güçler ile ezilenlerin iradesi arasındaki savaşta; görünüşte yenilmez sanılan düşmanların akıntısını, ahlaki güç ve kararlılıkla tersine çevirebileceğini gösteren epik bir mücadelenin de adıdır.

Çanakkale, Troya'nın kadim topraklarında yazılan yeni bir destan, kuşaklar boyu sürecek ulusal hafızanın da anıtıdır.

Çanakkale Zaferi, sadece tarihi bir dönüm noktası değil, aynı zamanda Türk milletinin kimliğini şekillendiren, kaderini tayin eden derin, ahlaki bir mirasın taşıyıcısıdır. Bu gözle bakıldığında; Çanakkale Zaferi, küllerinden doğan bir Anka kuşu, yeniden doğuş ve yenilenmenin sembolüdür. Bu zafer; özgürlük ve egemenlik ideallerinin askeri bir direnişin ötesine geçip, tarihi referanslarla ulusun toplu bilincine yerleştiği bir dönemin kanıtıdır.

Çanakkale'nin verdiği dersler, geçmiş bir zaferin ötesinde, bugünkü ve gelecekteki nesillere aktarılması gereken evrensel değerler içerir. Bu yüzden bu epik hikaye, sadece bir anma günü olarak değil, aynı zamanda kardeşlik, cesaret ve fedakarlığın süregelen bir kutlaması olarak hatırlanmalıdır.

Çanakkale Zaferi işte bu yüzden zamanın sınırlarını aşar, yüzyıllar boyunca yankılanan bir ilham kaynağı olarak tarihin ötesine kalır. Bu mirasın varislerine, atalarının kutsal fedakarlıklarını hatırlamaları ve atalarını onurlandırmaları çağrısında bulunur. Nesilleri; özgürlük, adalet ve birlik meşalesini geleceğe taşımaya teşvik eder. Bu yüzden Çanakkale; yalnızca bir tarihi zafer değil, aynı zamanda ulusların benlik arayışında bir felsefi yıldız, bir rehber olarak ölümsüzleşir.

Teşekkürler Denizlim Teşekkürler Denizlim