SORUNLARIMIZ ORTAKSA MÜCADELEMİZ NEDEN DAĞINIK?

Bir sivil toplum hareketinin gücü nereden gelir; sadece yan yana durmaktan mı, yoksa aynı hedef etrafında ortak bir irade oluşturabilmekten mi? Geçtiğimiz 6 Haziran günü gerçekleştirdiğimiz 17. Olağan Genel Kurulumuz, bana engelli hareketinin bugününe ve yarınına dair bu soruyu yeniden sordurdu. Siyasi partilerden dost kurumlara kadar salonu dolduran kalabalıkla bir araya gelirken aklımda hep aynı ideal vardı: Ortak akıl ve ortak mücadele.

Bir sivil toplum hareketinin gücü nereden gelir; sadece yan yana durmaktan mı, yoksa aynı hedef etrafında ortak bir irade oluşturabilmekten mi? Geçtiğimiz 6 Haziran günü gerçekleştirdiğimiz 17. Olağan Genel Kurulumuz, bana engelli hareketinin bugününe ve yarınına dair bu soruyu yeniden sordurdu. Siyasi partilerden dost kurumlara kadar salonu dolduran kalabalıkla bir araya gelirken aklımda hep aynı ideal vardı: Ortak akıl ve ortak mücadele.Genel kurullar yalnızca yasal bir zorunluluğun yerine getirildiği toplantılar değildir. Üyelerin söz aldığı, yönetime yön verdiği ve ortak iradenin şekillendiği en demokratik zeminlerdir. Bir hareketin gerçek gücü de burada ortaya çıkar.Fikirsel Olgunluk ve Sahada BirlikEleştiri ve farklı görüşler sivil toplumun zenginliğidir. Ancak bu görüşlerin sosyal medyanın geçici gündemlerinde değil, kurumsal zeminde karşılık bulması gerekir. Değişim yalnızca konuşmakla değil, sorumluluk almak ve emek vermekle mümkündür. Güçlü kurumlar, farklı düşünceleri çatışma nedeni değil, gelişme fırsatı olarak görebilen kurumlardır.Popülist Etkinlikler Değil, Kalıcı Kazanımlar1950 yılından bugüne uzanan bu köklü mücadelenin mirasçıları olarak, başta görme engelliler olmak üzere tüm engelli yurttaşlarımızın sesi olmaya çalışıyoruz. Çünkü erişilebilirlikten eğitime, istihdamdan toplumsal yaşama kadar karşılaştığımız sorunlar aynı eşit yurttaşlık mücadelesinin parçalarıdır.Elbette sosyal ve kültürel etkinlikler dayanışmayı güçlendirir. Ancak bir sivil toplum örgütünün başarısı, düzenlediği faaliyetlerin sayısıyla değil; hak alanında yarattığı değişimle, kazandırdığı haklarla ve karar vericiler üzerindeki etkisiyle ölçülür.Kendilerini doğrudan ifade etmekte zorlanan bireylerin haklarını savunmak amacıyla kurulan yapılar da önemli bir sorumluluk üstlenmektedir. Ancak temsil edilen insanların sesi olmak yerine temsilcilerin görünürlüğünün öne çıkması, asıl amacı gölgeleyebilmektedir. Temsil makamları kişisel vitrinler değil, hak mücadelesinin emanet edildiği sorumluluk alanlarıdır. Başarı da temsilcilerin tanınırlığıyla değil, temsil edilen bireylerin yaşamında yaratılan değişimle ölçülmelidir.Ekonomik koşulların ağırlaştığı bir dönemde engelli bireylerin sorunları da derinleşmektedir. İnsanlar yalnızca etkinlik düzenleyen değil; sorunlarını karar vericilere taşıyan, çözüm üreten ve haklarını kararlılıkla savunan kurumlar görmek istemektedir.Ayrışma Tuzağı ve Hak ÖzneliğiFiziksel engeller bir şekilde aşılabilir. Ancak hareketimizin önündeki en büyük engellerden biri, kendi içimizde yaşadığımız dağınıklıktır. Görme, işitme, bedensel ya da diğer engel gruplarının birbirinden kopuk mücadele yürütmesi hepimizi zayıflatmaktadır. Oysa erişemediğimiz kaldırım da, eğitim ortamı da, iş yeri de hepimizin ortak sorunudur.Sorunlarımız ortaksa mücadelemiz de ortak olmak zorundadır. Kişisel hesaplar ve görünürlük yarışları bu mücadeleye güç katmaz; aksine enerjimizi tüketir. Bizler seçim dönemlerinde hatırlanacak vitrin unsurları değil, bu ülkenin eşit, onurlu ve hak sahibi yurttaşlarıyız.Yolumuz nettir. Birbirimizin eksiklerini aramakla değil, önümüze çıkarılan engelleri kaldırmakla uğraşacağız. Enerjimizi iç çekişmelere değil, haklarımızı büyütmeye ve tüm engelli gruplarıyla omuz omuza mücadele etmeye harcayacağız. Çünkü adalet kendiliğinden gelmez; talep edilir, savunulur ve ortak mücadeleyle kazanılır.

{ "vars": { "account": "G-7YJBF10L1T" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }