GENEL

Karaca Laiklik Rejim Meselesidir

CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, laikliğin en çok kadınları, çocukları ve emekçileri koruyan bir hukuk zemini olduğunu belirterek, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışın bu zeminin daraltılması anlamına geldiğini ifade etti.

CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, 5 Şubat 1937’de Anayasa’ya giren laiklik ilkesinin, AKP iktidarı döneminde sistemli biçimde aşındırıldığını belirterek, yaşanan sürecin bilinçli bir “tersine mühendislik” faaliyeti olduğunu söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, laikliğin Anayasa’ya girişinin 88. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, laikliğin yalnızca tarihsel bir ilke değil, hukuk devleti ve ortak yaşamın güvencesi olduğunu vurguladı.

Karaca, 5 Şubat 1937’de laikliğin Anayasa’ya “devletin nitelikleri” arasında girmesinin, devletin din kurallarıyla değil hukukla yönetileceğine dair toplumsal bir sözleşme anlamına geldiğini ifade etti.

“Laiklik Bir Günde Değil, Adım Adım Aşındırıldı”

AKP iktidarının laikliği açıkça hedef almak yerine, uzun vadeli ve çok kanallı bir strateji izlediğini belirten Karaca, sürecin bir hegemonya inşası olarak ele alınması gerektiğini kaydetti.

Tarikat ve cemaat yapılarıyla kurulan ilişkiler, kamuda yaygın kadrolaşma ve sermaye ile geliştirilen ittifakların laik devlet ilkesini zayıflattığını ifade eden Karaca, bu yöntemi “tersine mühendislik” olarak tanımladı.

Eğitimde Dönüşüm: 4+4+4 ve ÇEDES Uyarısı

CHP’li Karaca, 2012’de hayata geçirilen 4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte kamusal eğitimin ideolojik olarak yeniden kurgulandığını belirtti. Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ÇEDES benzeri protokollerin, laik eğitimi doğrudan hedef aldığını ifade etti.

Eğitimin bilimsel, pedagojik ve laik niteliğinden uzaklaştırıldığını belirten Karaca, bu süreçte yoksulluğun “imtihan”, eşitsizliğin “kader”, itirazın ise “fitne” olarak sunulduğuna dikkat çekti.

“Laiklik En Çok Kadınlar İçin Hayatidir”

Gülizar Biçer Karaca, laikliğin en çok kadınların yaşamını doğrudan etkilediğini belirterek, laikliğin kadını ailenin bir uzantısı olmaktan çıkarıp hak sahibi birey haline getirdiğini vurguladı.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede hukukun geri çekilmesinin tesadüf olmadığını ifade eden Karaca, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini, laik hukuk düzeninin daraltılmasının açık bir göstergesi olarak değerlendirdi.

“Çocuk Cemaatin Değil, Hukukun Koruması Altındadır”

Laikliğin çocuklar açısından da vazgeçilmez olduğunu ifade eden Karaca, çocuğun herhangi bir cemaatin ya da ideolojik yapının emaneti olarak görülemeyeceğini belirtti.

Çocuğun özerk bir hak öznesi olduğunu vurgulayan Karaca, bilimsel ve laik eğitimin çocukların güvenliği açısından hayati önemde olduğunu söyledi.

“Emeğin Hakkı Günah–Sevap Ölçeğiyle Tartılamaz”

İşçi hakları konusuna da değinen Karaca, laikliğin emeği kaderciliğe mahkûm eden anlayışa karşı bir güvence olduğunu belirtti. Grev hakkının, sendikal mücadelenin ve sosyal adaletin dini referanslarla sınırlandırılamayacağını ifade etti.

Karaca’ya göre laiklik, elit bir tercih değil; yoksulun ekmeği, işçinin güvencesi, toplumun vicdanıdır.

Laiklik Devletin Karakteridir

Karaca, 10 Nisan 1928’de “Devletin dini İslam’dır” ifadesinin Anayasa’dan çıkarılmasıyla başlayan sürecin, 5 Şubat 1937’de laikliğin Anayasa’ya girmesiyle tamamlandığını hatırlattı.

Bugün tartışılan meselenin, laikliğin yalnızca metinlerde kalıp kalmayacağı olduğunu belirten Karaca, 5 Şubat’ın bir anma gününden öte demokratik hukuk devleti için bir uyarı günü olduğunu vurguladı.

{ "vars": { "account": "G-7YJBF10L1T" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }